Evde Mutsuzluğa İlk Adım: Ucuz Mimarlık

Üç kaya parçasını belirli bir düzende bir araya getirerek mimarlık tarihinde devrim yaratan kişi, belki de başlangıcını yaptığı bu mesleğin bugünkü durumunu görse, taşların altına şöyle bir not düşebilirdi: Dikkat! Kötü niyetli kişilerin elinde insanlığı yok edecek bir silaha dönüşebilir. Koruyun ve kollayın!

İnsanoğlu avcılık-toplayıcılık zamanında güney cepheli, 3 oda 1 salon, ankastre mutfaklı, Fransız balkonlu mağara bulmakta epey zorlanmaktaydı. Hal böyle olunca beklentilerini “başlarını sokacak bir yer” bulmaya düşürmek zorunda kaldılar. Bu durum mimarlık açısından oldukça önemliydi. Çünkü ilk ev hanımı homo sapiens sapiens, yemek masası sığmayan mutfak istemiyordu. Bu talebinin 160.000 yıl sonra bambaşka noktalara geleceğini onlar da tahmin etmiyordu.

Tek odalı mağaralar insanlara yetmemeye başlayınca “kendi evimiz olsun” düşüncesi ağır bastı ve insan eli ile yapılmış ilk yapılar ortaya çıkmaya başladı. Başlarda sadece üç kayayı bir araya getiren insanoğlu zamanla bu işin sırlarına erişti ve yüz yıllar sonra yaptığı apartmanlarla adının hakkını verdi. Oysa dünyada adıyla bilinen ilk mimar olan İmhotep, Firavun Zoser’e tarihteki ilk piramiti tasarlayıp yaptığında, mimarlığın apartmanlarda zuhur edeceğini hiç düşünmemişti. Belki de haklıydı, zira çevremizdeki apartmanlarda mimarlığı bulmak pek mümkün değil.

İmhotep, Vitruvius ve Mimar Sinan’dan Mimarsız Mimarlıklara

İmhotep’ten 2 bin yıl kadar sonra Romalı Vitruvius, hem mimar hem de ilk mimarlık teorisyeni olarak karşımıza çıktı. Vitruvius zamanı yenemeyeceğini bildiği için bilgilerini gelecek nesillere aktarmak üzere “De Architectura” ya da daha çok bilinen adıyla “Mimarlık Üzerine On Kitap” adlı eseri yazdı. Bu kitapta “Utilitas, Firmitas, Venustas” kardeşlerin mimarlık için zaruri olduğunu anlattı. Türkçesi “Kullanışlılık, Sağlamlık, Güzellik” olan bu kriterler başarılı bir mimarlık için gerekliydi.

Ve bugün… İlk insandan 160.000 yıl, İmhotep’ten 4 bin yıl ve Vitruvius’tan 2 bin yıl sonra mimarlık, ortaya konulan eserlerle can çekişiyor. Kötü niyetli kişilerin ucuza mal etmeye çalıştığı eserler her köşebaşında yükselmeye ve kentleri çıkmaza sürüklemeye devam ediyor. Bu noktada sorumluluğun kime ait olduğunu iyi tahlil etmek gerek. Tuvalet giderini alt kattaki dairenin salonuna denk getirmek kimin fikriydi acaba?

Ülkemizde mimarlık tersine evrilerek kullanışlılık, sağlamlık ve güzellik kriterlerinden uzaklaşıyor. Bir kilo elma parasına mimari proje hizmeti vermeye çalışan mimarların bu ucuzlukla emek yoğun eserler ortaya çıkarması beklenmemeli. Elma fiyatına mimarlık, içinde yaşadığınız evlerde mutsuzluğun yegane sebebi. Fiyat/kalite eğrisini zamanında “ucuz etin yahnisi pek olur” diyerek özetleyen ataların toprağa karışan kemikleri sızlamasın da ne yapsın? Uzmanı olmadığı halde -mış gibi yapan ünvansız mimarlar ve mimar olmaya çalışan diğerlerini görünce Mimar Sinan kabrinde rahat edebiliyor mudur? Mesela Kanuni, Süleymaniye Camii’ni tasarlayan Mimar Sinan’a “Bu işi yarı fiyatına yap, bende daha çok iş var” demiş midir?

Sinan’ın Vitruvius’u okuyup okumadığını bilmiyoruz. Ancak yapılarına bakınca kullanışlılığını, sağlamlığını ve estetiğini görüp hayran olmayan yok. Mimarlık, İmhotep’in, Vitruvius’un ve Sinan’ın ellerinde hep doğru noktaya varıyorken, bugün ucuz ellerde yanlıştan yanlışa koşuyor.

Ucuz Mimarlık Mutsuz Ediyor

MÖ 2000’de, MÖ 20’de, MS 1500’de başarılı mimarlığın üç ana prensibini ortaya koyabilen mimarlar varken, bugün az sayıda istisnaların dışında bu prensiplerin hiç birini içermeyen evlerde mutlu olmaya çalışan insanlar görüyoruz. Oysa yaşadığımız evlerin mimarisi mutluluğumuzla doğrudan ilişkili. Eşya sığmayan odalar, kapağı açılamayan mutfak dolapları, güneş almayan salonlar, balkondan ayrıldığı için aşk acısı çeken mutfaklar, üşüyen salonlar, üst katta at besleyen komşunun sesini alt kata vermemek için direnen tavanlar, soyu tükendiği halde sanki hala yaşıyormuş gibi yapılan neandertal çatı dubleksleri, penceresi sonuna kadar açık olduğu halde rüzgar girmeyen yatak odaları, kapısından eşya girmeyen antreler, çamaşır makinesi sığmayan banyolar, hava senin neyine denilerek yapılan tuvaletler, ağacı olmayan beton bahçeler, bahçesi olmayan apartmanlar, siteler… Hangisi bizi mutsuz etmiyor sahi? Mutsuzluğumuza çare olması gerekirken hem de.

Mimarlık, adına mimar denen kişilerin elinde oyuncak olsa iyiydi. Çok daha iyi sonuçları görüyor olurduk. Ancak ele ayağa düştü, düşünce de tekme vuruldu sırtına. Daha çok ranta ve kendini geliştirmeyen, inşa etmeye kar etme gözüyle bakan müteahhide, bir kilo elma parasına mimari proje çizdirmeye çalışan mal sahibine yenildi. Mimarlık yenilince bitmedi sancı. Yenilmiş mimarlık, insanı mutsuz ederek varlığını sürdürmeye, insan da bu mutsuzlukların içinde yaşamaya devam etti. 160.000 yıl önce tek göz mağarada mutlu olan homo sapiens sapiens, 3 oda 1 salon evde mutsuzluğuyla yaşadı, yaşlandı ve öldü.